Ağustos ayı gelince yüreğim mehter çalar, gözlerim çağlayan kesilir. Ruhum kanatlanır. Maziye uçmak isterim. Diyar-ı Rum el değiştirir bu ayda, Diyar-ı Türk olur. Tarih canlanıp dile gelir. Kara toprak kızıl kan kesilir, ilelebet vatan toprağı olur.
Asırlar geçti ufuklarım kapalı. Elden ayaktan düşmüşüm. Paslanmış vicdanlara feryadım erişmiyor. Fazla gibiyim ruhsuzların dünyasında. Yer ile gök arasına sığamıyorum. Kabul ederseniz size hicret etmek istiyorum. Yanınıza gelemem, heybetinizden titrerim. Sizi uzaktan görmek dahi canıma minnet. Ey bu toprakları vatan yapan yiğitler! Er meydanlarının erkek aslanları! Sizi anlatsalardı soyuma, sizi bilseydi neslim bu kadar çakal meydanlarda gezebilir miydi bugün? Anadolu’ya mübarek ruhundan üfleyen Alperenler! Asırlardır ufka bakarız, neredesiniz? Bir el uzatsanız maveradan, bir göz kırpsanız ah, ah! Saflarınızda bir yer açsanız ne olurdu. Omuz omuza versek, ötelerde olsun komşu olsak. Ruhlarımız kavuşsa. Seher vakti ılık bir rüzgar okşarken Mehmed’imin saçlarını, geri dönün diye dua ediyorum. Vuslatımıza dost düşman şahit olsun, yer gök şahit olsun, dağlar taşlar ürpersin uyanışımızdan.
Fetih davulları çalınsın, keferenin içine yıldırım düşsün naramızdan. Mazlumların gönlü şen olsun. Kahpeler kaçacak delik arasın. Yeryüzü dile gelsin, yuvarlak dünya tersine dönsün! Nazlı hilalin gölgesi aleme nizam versin. Dört koldan yürüyelim. Gazamız mübarek olsun yeniden. Fethin en güzeliyle gönülleri açalım. Nura kanat çırpalım ölümüne! Pervaneler gibi tutuşalım, aşka gelelim, kül olalım, sinemizde güller yetiştirelim, gül gül kokalım. Dinsin gözyaşlarımız artık. Dudaklarımızdan gülücükler dökülsün.
Kızıl elmaya hey, kızıl elmaya! Kalırsak şerefli zafer, ölürsek ab-ı hayat. Sefer emri sevgililer sevgilisindendir. Seven sevdiğini üzer mi? Seferimiz gönülleredir. Kabul ederseniz, belki size benzeriz. Biz de fethe çıkarız. Ya Fatih oluruz, ya Ulubatlı. Mazluma tekebbür yok, söz veriyoruz. Bileğimiz el verip ayağa kaldırmak için. Fatihler boynu bükük girer şehre. Asuman ayaklarının altına serilir fatihlerin. Fatihler, aşk kapısına layıktır. Anadolu’n kapısını aşk miftahı açabilirdi. Agust öldü, Alparslan yaşıyor. Alparslan ölümsüzlük iksiri içti, aramızda dolaşıyor. Bir gece alem uyurken meşalesini tutuşturuyor, ’Kandil’i Alparslan yakıyor, ‘Kandil’ yandıkça geceler nurlanıyor.
Malazgirt, aşkın şahidi! Dile gel, anlat olanları. Nerde kahramanların? Bir Cuma vakti sinende Hakkın huzurunda el bağlayıp saf tutan gönlü gibi pak libaslı yiğitlerin nerede? Alparslan ayındayız. Başımıza bombalar yağar Gazze’de. Sahralarda kanımız sebil olur. Gelinlerim kan ağlar. Süt emen yavrularımız doğranır annelerinin koynunda. Ocağımdan kara feryatlar tüter. Günahım boyumu aşmış. Katiller haremimize kol gezer. Çelebiler gönlünü dünyaya kaptırmış, er meydanları farelere kalmış.
Yıllardır enkazların altında can veriyorum. Feryadımı duyan yok. Artık dayanamıyorum. Malazgirt içimde kükrüyor. Dirilmek istiyorum yeniden. Alparslan önümde yürüyor. Çakalların feryadından anlıyorum. Alparslan’ın sabrı taştı. Zafer ayındayız el Hak. Şafağın kızıllığından anlıyorum. Ahlat’ın ölümsüz taşları arasından tek vatan, tek millet, tek bayrak olarak yeniden baş kaldırıyorum.
“Aylardan Ağustos, günlerden Cuma,
Gün doğmadan evvel İklim-i Rum'a
Bozkurtlar ordusu geçti hücuma
Yeni bir şevk ile gürledi gökler...
Ya Allah, Bismillah, Allahü ekber!”
