“Her kimin ki hem demi gül yüzlü bir canan olur
Gecesi Kadir onun gündüzü bayram olur”
Erbabı dil mutlu olmak için, işini seveceksin, eşini seveceksin’ buyurmuşlardır. Mutlu olmanın, ya da mutluluğu yakalamanın yollarını anlatan kitapların sayısını yazacak olsak sayfalar yetersiz kalır. Herkes mutlu olmak için yaşar. En büyük amacımız, hatta hayatımızın gayesi mutlu olmaktır. Lakin şu fani alemde mutluluk perisini yakalayabilen çok azdır. Zira kime rastlasan halinden şikayet eder. Cihan padişahı Yavuz bile: “Bütün dünya benim olsa, gamım gitmez nedendir bu” demekten kendini alamaz. Kim bilir, belki de mutluluk bu evrenin dışında bir yerlerde saklıdır.
Dünyadaki bütün fikirler, ideolojiler insanı mutlu etme iddiasında olup, bir diğerini insanın felaketi olarak görür. Bu nedenle insanlık tarihi, fikirler savaşıdır denilebilir. İdeolojiler savaşır, insanlar ölür. Biz her ne kadar farklılıklar zenginliktir” desek de, pratikte maalesef öyle olmuyor. Aşık Veysel’in dediği gibi: “Koyun kurt ile gezerdi/ Fikir başka başka olmasa."
Güzel dinimizin gönderilme amacı da insanlığı mutlu etmektir. Hatta bütün fikirler insan hayatına belli bir süre biçerken, mübarek dinimiz, bitmeyen mutluluk, ölümsüzlük vaat etmektedir. Yunus’un tabiriyle: “Ölümden ne korkarsın/ Korkma ebedi varsın” Sevgililer sevgilisine soruyorlar, en güzel dua nedir diye. “Allah’ım bize dünyada ve ahirette iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru.” duasıdır, buyururlar. Bu duanın, peygamber efendimizin en çok okuduğu dua olduğu rivayet edilir.
Mutluluk; bilmek, emek, sevmek ve vermek gerektirir. Dünya ve ahiretin mutluluğu için önce kendimizi bileceğiz. Kişi kendin bilmek gibi irfan, erdem olmaz. Zira kendini bilen rabbini bilir. Sonra çalışmak. Çünkü çalışmadan yaşamamız mümkün değildir. Çalışan, Hakk’ın mahbubu, sevgilisidir. Bedenimiz bize Hakk’ın emanetidir. Onu her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak korumak ve mutlu etmek de asli vazifemizdir. Yaratanı ve yaratılanı sevmek, mutluluğun olmazsa olmaz kuralıdır. Vermekse, insan olmanın icabıdır. Mutluluk birlikte olunca anlamlıdır. Mutsuzluğun içinde, mutluluk düşünülemez. Bunun en güzel örneği bayramlarımızdır. Bayramın özelliği herkesin sevinç günleri olmasıdır. Dünyada sağlam insanların yanında, hastalar, engelliler, yaşlılar, yetimler, kimsesizler ve bize muhtaç başka canlılar da vardır. İnsan şüphesiz büyük bir emanet yüklenmiştir. Büyüklerimiz, bedenin gıdası yemekle, ruhun gıdası vermekledir, buyurmuşlardır. Sağlığı için her şeyini doktorlara veren birinin, sonsuz hayatı için bir şey vermemesi aklın kabul edebileceği bir şey değildir. Şüphesiz bize her şeyi veren, bizim de vermemizi emretmektedir.
İnsana yapılacak en büyük iyilik, ona mutluluğun yolunu göstermektir. Adı güzel, kendi güzel peygamberimiz ve şanlı eshabı ve onların izinde yürüyen erenler, hayatlarını insanlara saadet yolunu öğretmeye vakfettiler. Anadolu erenleri, Hakk’ın habibinin insanlığın iki cihan saadeti için tutuşturduğu sönmez meşalelerdir. Bu meşaleler, Hak’tan gelen mutluluğun yolunu aydınlatan kandillerdir. Zaten iyi düşünülürse görülecektir ki, insanlığı mutsuz eden şeylerin hepsi mübarek dinimizin yasak ettiği şeylerdir. Garı meşru ilişkiler, zararlı alışkanlıklar, kötü huylar… hasılı insanın huzurunu bozan ne varsa hepsi cana zehirdir.
Sözün kısası hayatı bilgi ile, mutluluğu sevgi ile yakalayabiliriz. Sevgililer sevgilisi: “Birbirinizden nefret etmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah"ın kulları, kardeş olun. Bir Müslüman"ın din kardeşiyle üç günden fazla küs durması helâl olmaz!”( Buhârî, Edeb, 62) buyurmaktadır. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de: “Ne yapsalar nafile, insanoğlu sevip sevilmedikçe mesut olamayacak, Hakkı tutup Hakka tabi olmadıkça da birbirini sevemeyecektir.'' buyurmuşlardır.
