İstişare etmek, danışmak, peygamber efendimizin mühim sünnetlerinden biridir. Peygamber efendimizin bütün hayatı, bunun örnekleriyle doludur. Kur’an-ı Kerim’de 42. Sure, Şura suresidir. Şura, danışmak demektir. Bu surede iyi kimseler övülürken: “… Onlar, istişare ederek iş yaparlar.” buyurulmaktadır. Al-i İmran suresinde de: “Yapacağın işi, önce meşveret et.” buyurulmaktadır.
Şanlı Bedir destanı öncesi peygamber efendimiz eshabını toplayarak, karargahın nerede kurulması gerektiği ile ilgili istişare etti. İçlerinden henüz otuz yaşında bulunan Hazreti Habbab bin Münzir, ayağa kalkarak söz istedi. Kabul buyurulunca: “Ya Resulallah! Burası, Allahü Tealanın size karargah kurulması için emrettiği ve mutlaka kalınması gereken bir yer midir? Yoksa şahsi bir görüş neticesi ve bir harp tedbiri olarak mı seçildi.” diye sordu. Peygamber efendimiz; hayır, burası bir harp tedbiri olarak seçildi, buyurunca, hazreti Habbap: “Anam babam, canım sana feda olsun ya Resulallah! Biz savaşçı kimseleriz. Buraları da iyi biliriz. Şu Kureyşlilerin konacağı yerin yanındaki kuyuda tatlı ve bol su var. Müsaadeniz olursa oraya konalım. Etraftaki kuyuların hepsini kapatalım. Sonra bir havuz yapıp içini su ile dolduralım. Düşmanla çarpışırken susadıkça havuzumuzdan gelip su içeriz. Düşman ise su bulamayıp perişan olur.” dedi. O anda Cebrail aleyhisselam gelerek bu fikrin doğru olduğunu bildiren vahyi getirdi. Peygamber efendimiz: “Ey Habbab! Doğru olan görüş, senin işaret ettiğindir.” buyurdular ve orduyu buna göre yerleştirdiler.
Bedir savaşının son hazırlıkları yapılıyordu. Resulullah efendimiz şanlı eshabıyla savaşa nasıl başlanması gerektiği hakkında istişare etmek istediler. Eshabına: “nasıl çarpışırsınız?” diye sordular. Asım bin Sabit ayağa kalkarak: “Ya Resulallah! Kureyşliler bize yüz metre kadar yaklaştıklarında, onları ok atışına tutalım. Sonra taş atım mesafesine geldiklerinde, onları taşa tutalım. Mızrak erişecek kadar yaklaştıklarında da, kırılıncaya kadar mızraklarımızla mücadele edelim. Sonra da kılıçlarımızı sıyırıp çarpışalım.” diyerek görüşünü bildirdi. Bu taktik peygamber efendimizin hoşuna gitti. Sonra da Eshabına şu talimatları verdi: “Hatlarınızı bırakıp ayrılmayınız. Bir yere kımıldamadan yerlerinizde sebat ediniz. Ben emir vermedikçe harbe başlamayınız. Oklarınızı düşman size yaklaşmadan kullanıp israf etmeyiniz. Düşman kalkanı açtığı zaman okunuzu fırlatınız. Düşman iyice sokulunca elinizle taş atınız. Yaklaştıklarında da mızraklarınızı kullanınız. Düşmanla göğüs göğüse gelindiği zaman da kılıçlarınızla çarpışınız…” buyurdu.
İnsan ne kadar bilgili olursa olsun, her şeyi bilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir bilene sormak aklın da gereğidir. Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri: “Necip Fazıla: “Necip, herkesin mutlaka danışacak bir kimsesi olması lazım. Her insanın birine bir şey sorma ihtiyacı olur. Sen de mutlaka sor. Sakın kendi kendine bir işe girişme! Eğer soracak ehil bir kişi bulamazsan, git bir ağaca sarık sar, ona danış. Allahü teâlâ senin kalbine iyisini ihsan eder.” buyurdu.
Başarının sırrı istişare etmekte, bir bilene danışmaktadır. Kur’an-ı Kerimde mealen her bilenin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” buyurulmaktadır. İnsanların bilgi ve tecrübeleri aynı değildir. İstişare, başkalarının bilgi ve tecrübelerinden yararlanmak olduğu gibi, yeni bilgi ve düşüncelerin de ortaya çıkmasını sağlar. Atalarımız, danışan dağı aşmış, danışmayan yolu şaşmış, demişlerdir.
