Eğitim, milli bir gelecek inşa etme mücadelesidir. Kutlu yarınların hamuru eğitim yuvalarında yoğrulur. İnsan Mevlana gibi, Yunus gibi ancak bu ocakta pişer, arif ve kamil olur. Ancak maalesef ki, arzu edilen bu hedeflerden çok uzağız. Eğitim mücadelesinin en önemli aşaması gerçekçi hedefler belirleme, ideal bir planlama yapma, çağın ihtiyaçlarına ve geleceğe yönelik içerikler oluşturma ve alanında otorite eğitim neferleri yetiştirmektir. Zira hedefsiz eğitim, pusulasız gemi gibidir. Ve hiçbir eğitim, öğretmen kalitesinin üstüne çıkamaz.
Şüphesiz temel eğitim çok önemli olup, mecburi olması aklın gereğidir. Zira okuma yazma becerisi, insanı diğer canlılardan ayıran çok özel hususiyettir. Ancak temel eğitim de dahil olmak üzere eğitimin her kademesinde amaç, milli ve evrensel insani değerlerin üzerinde öğrencinin bilişsel ve fiziki kabiliyetlerini geliştirmek olmalıdır. Üniversite diplomasını eline alıp işsiz gezen, ne yapacağını bilmeyen; ya da ne iş olsa yaparım diyen yüz binlerce gencimizin durumu eğitimdeki karnemizin resmidir. Eğitim kurumları gelecek vaat eden birer cazibe merkezleri olmalıdır. Çocuklar sabah okula gitmeyi iple çekmelidir. Eğitim, temel eğitimin dışında ailenin ve öğrencinin istek ve yetenekleri doğrultusunda devam etmelidir. Temel eğitimden sonra zorunlu eğitim kabul edilebilecek bir uygulama değildir. Eğitimin niteliği her kademede, özellikle de mesleki eğitim ve Yüksek Öğretim, inceden inceye sorgulanmalıdır. Bir devlet, evladını yirmi yaşına kadar, hayatta karşılığı olmayan, pratikte bireyin hiçbir işine yaramayan zorunlu bir eğitime tabi tutup, sonra da ortada bırakamaz.
Bir kasaba nüfusu kadar genci ilgi ve yeteneklerine bakmadan sabahtan akşama kadar dört duvar arasında durmaya zorlamak bir nevi mahkumiyettir. Seveceksin ulan demekle, okuyacaksın ulan demek arasında ne fark vardır. Eğitim bir gelecek vaat etse, zorunlu olmayı zaten gerektirmez. Bu durumda insanlar okumak için can atarlardı. İnandırıcı olamayınca, eğitimi zorunlu tutmak zorundan kalıyoruz.
Okullardan alınan diplomaların hayatta karşılığı olmak zorundadır. Bir öğrencinin, bu konu bizim ne işimize yarayacak, sorusuna cevap veremedikçe bir arpa boyu yol alamayız. Milli Eğitim Bakanlığı’mız ders içeriklerini sadeleştirerek çok güzel karar aldı. Ancak asıl yapılması gereken, ders saatlerini azaltmak olmalıdır. Bugün ortaöğretimde okuduğu derslerin adını bilmeyen öğrencilerin sayısı az değildir. Özellikle de Meslek Liselerinde akademik derslerin sayısı, kredileri ve içerikleri çok ciddi bir şekilde ele alınmalı, mümkünse mevcut 12. Sınıf ders tablosu bütün kademelerde uygulanmalıdır.
Eğitim, “Köklerden, Geleceğe” uzanan gönüllü, istekli bir imar ve inşa süreci olmalı. Okullar, tıpkı hazırlık kampları gibi, gençleri hayata hazırlamalıdır. Eğitim süreçlerinde nesillerimizi milli ve manevi değerlerinden uzaklaştıran, toplumda ve hayatta karşılığı olmayan miadı dolmuş bilgi ve ideolojik yaklaşımlar artık son bulmalıdır.
“Abâ var, post var, meydanda er yok
Horâsân erlerinden bir haber yok
Uzun yollarda durdum hiç eser yok
Diyâr-ı Rûm’a gelmiş evliyadan”
