İnsanların hüsranda olduklarını Allahü Teala Asr suresinde yemin ederek buyurmaktadır. Fakat iman edip Salih amel işleyenler ,hakkı tavsiye eden ve sabredenler müstesna. Hakkı tavsiye etmek İslam’ı tebliğ demektir. Bu ulvi vazifeye kısaca, emr-i ma’ruf da denilmektedir. İslamiyet’i anlatırken Resulullah efendimizin çektiği çileleri ve bu eziyetler karşısında gösterdiği insanüstü sabrı düşünün. İslam’ın nurunu söndürmek isteyen habis ruhlular bu yolda sizin de karşınıza çıkacaktır. İşte o zaman sabreden ve bu hususta sebat edenlerin kurtulacağını Rabbimiz bize müjdelemektedir.
Büyüklerden biri talebesine hitaben: "Bir kişi o kadar zengin olsa ki, dünyanın her şeyi, yerin altı ile üstü, onun olsa, ve hepsini Allah yolunda sadaka olarak fakirlere dağıtsa, alacağı sevap, unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak sevabı yanında hiç kalır.’’ buyurarak hakkı tavsiye etmenin, din-i İslam’ın öğretilmesinin mükafatını ne güzel ifade etmişlerdir.
Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri İslamiyet’in içinde hiçbir zarar yoktur; onun dışında ise hiçbir menfaat yoktur buyurmaktadır. O halde bu din bütün insanlara hem bu dünyada hem de ebedi alemde gereklidir. Hadis-i şerifte, Allahü tealanın çok sevdiği kimse dinini öğrenen ve başkalarına öğretendir, buyrulmaktadır. Otuz iki farzın ikisi, emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münkerdir. Yani İslamiyet’in emir ve yasaklarını öğrenmek ve öğretmektir. Bu farz, farz-ı kifaye ise de herkes terk ederse, herkes mes’ul olmuş olur. Bu iş, iyi düşünülürse peygamber vazifesidir. Bu yolda vefat edenler şehitlikle müjdelenmişlerdir. Bir insanın imanına vesile olmak, güneşin doğup battığı her şeyden daha kıymetlidir. Yolunu şaşırmış bir Müslüman’ın doğru yola gelmesi ise on kafirin imana gelmesinden daha hayırlıdır. Eğer emr-i maruf terk edilirse, hadis-i şerifte; (En kötüleriniz başınıza gelir) buyruluyor.
Kadim geleneğimizde ilmiyle amil olmayanlara kitap yüklü merkep benzetmesi yapılır. Bilmek yapmak demektir. Modern psikoloji öğrenmeyi davranış değişikliği olarak tanımlar. Yani bir iş davranış, hatta huy halini almamışsa öğrenmekten, bilmekten söz edilemez. Yapmadan, hatta Allah rızası için yapmadan insanlık hayat bulamaz. Kur’an-ı kerimde mealen: “İnsanlara iyiliği emreder de, kendinizi unutur musunuz” (Bekara 44) buyrulmaktadır. Yine bir Hadis-i şerifte (İsrâ gecesinde, Miraca çıktığım gece, ateşten makaslarla, dudakları kesilen insanlar gördüm. Kim olduklarını sordum. Onlar da, “İyiliği emreder, kendimiz yapmazdık. Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye cevap verdiler.) buyrulmuştur.
Rivayet olunur ki Behlül Dana hazretleri, Harun Reşid’e: “Bil bakalım ya emirel müminin Toprağın altında en çok ne var?” diye sorunca; bunu bilmeyecek ne var, ölü var! diye cevap almış. Bunun üzerine: “’Sen o kadar bilirsin işte. Duymuyor musun ne sesler var! Cennette olanlar feryad ediyorlar, ya Rabbi bize bu imanı, bu ihlası nasip ettin, keşke biraz daha ibadet etseydik, şu makamlara, şu yüksek köşklere biz de sahip olsaydık. Günahkarlar Cehennemde yanıyor, feryad ediyorlar, ya Rabbi keşke şu günahları işlemeseydik, keşke kitaplarımızın bildirdiği gibi yaşasaydık, keşke Kuranı kerime uysaydık, keşke hadisi şeriflere tabi olsaydık, keşke Cennettekiler kadar olsaydık diye feryad ediyorlar. Ya kafirler ve müşrikler, onlar da Cehennemde feryad ediyorlar. Keşke bir kelime-i şehadet getirseydik, Rabbimize iman etseydik, ateşte yanmasaydık, diye onlar da feryad ediyorlar. Sen bu sesleri niye duymuyorsun? Çünkü senin kulaklarını servet ve şöhret tıkamış. O zaman bağıranların suçu ne, onların kabahati ne? Malum son pişmanlık fayda vermez. Pişman olmamak için bu sese kulak vermek gerek.
“Yunus sözün kime dersi/Ya kimin kaygusun yersin
Nasihat bile eylersin/Ya kendin niçin tutmazsın”
