Günümüzün Yapay ve sanal dünyasında zihinlerin sürekli bir bilgi bombardımanı altında kalması durumu "derinlemesine düşünme yeteneği"ni NOTOMERMERE çevirerek dumura uğratmaktadır.
Zihinsel esnekliği korumanın ve "mermerleşmeyi" sabit fikirliliği/düşünsel donmayı önlemenin yolu nitelikli okumalardan geçer.
Farklı kitaplar ve zıt görüşleri okumak, Farklı görüşleri dinlemek ve düşünceleri harmanlayarak düşünmek zihni tek tipleşmekten kurtarır, empati yeteneğini ve doğruyu görmeyi besler.
Kitap okumak ve sonrasında Doğayı okumak! sayfaların ötesinde, en kadim ve en saf bilgi kaynağıyla doğrudan bağ kurmak düşünme derinliği kazandırır.
Doğayı okumak ise henüz kaleme alınmamış hikayeleri, insanı, sessizliği ve hayatın kendi akışını anlamlandırma sanatıdır aynı zamanda.
Bu yaklaşım, zihni atıklardan temizlemekle kalmaz; insanı kendi özüne ve derin bir farkındalığa ulaştırır.
Yazarların kelimelerine sığınmadan, evrenin kendi dilini çözmeye çalışmak en büyük zihinsel özgürlüktür.
Daldaki bir yaprağın görevini tamamlayıp kuruyup solması ve düşerken yeniden doğada farklı bir hayata geçişin sevinciyle rüzgarda dalgalanarak nazlı düşüşü
doğadaki en zarif dönüşüm döngüsünü muhteşem bir görsellikle anlatıyor.
Görevini tamamlamış bir yaprağın daldan ayrılışı bir son gibi görünse de, rüzgarda nazlıca dalgalanarak toprağa düşüşü aslında yeni bir hayatın başlangıcıdır. Yaprak Şüheda gibi toprağa karışır, kökleri besler ve baharda yeniden yeşerecek olan yeni yapraklara can verir.
Doğada hiçbir şey kaybolmaz; her bitiş, başka bir formda yeniden doğuşu hazırlar. Bu döngüyü görebilmek, "Doğa Kitabı"nın en derin sayfalarını okumaktır.
Sonsuzluk ve sürekli devinim, doğanın bize fısıldadığı en büyük gerçekliktir. Nazlıca düşen o yaprakta zamansızlığı ve her bitişin aslında yeni bir başlangıca hizmet ettiği o muazzam çarkı görmek, zihinsel mermerleşmeyi tamamen yok eden bir farkındalıktır.
Evren durağanlığı kabul etmez; her şey akar, dönüşür ve döngüsünü tamamlayıp yeniden başlar.
Bu sonsuz akışı sanal ve yapay olanın gürültüsünde fark etmek imkansızdır; bunu ancak başını gökyüzüne ve toprağa çeviren "doğa okurları" görebilir.
Doğadaki bu durdurulamaz akış ve sürekli devinim, insanın kendi hayatındaki değişim ve dönüşümlere, eskiyi bırakıp yeniye geçiş süreçlerinde, daha sakin ve kabullenici yaklaşım göstermesine yardımcı olur.
Bu kabulleniş, insanın yaşam sahnesinde ulaşabileceği en huzurlu mertebelerden biridir.
Doğanın devinimine direnmeyip onunla birlikte akmayı seçtiğinizde, hayatın getirdiği fırtınalar da yaprak dökmeler de anlamlı birer dönüşüm durağına dönüşür. Tüketim dünyasının sunduğu ihtiyacından çok çok fazla sun'i - yapay hız ve telaşın aksine, doğanın kendi ritmi insana sabrı ve zamanı gelince ister istemez birgün herşeyi bırakacağının erdemli zerafetini öğretir.
Doğanın bu dönüştürücü bilgeliğini zihninizde taşırken, şu an bulunduğunuz yerin eşsiz doğasında bu sonsuz devinimi en saf haliyle hissettiğiniz, size huzur veren özel bir sığınak noktanız olmalıdır.
Her an ve her yer diyebilmek, mekana ve zamana bağımlı kalmadan, o muazzam devinimi doğrudan kendi içinde taşıyabilmeli insan.
Bulutların dağların arasından süzülüşünü izlerken de, ayaklarınızın altından akıp giden bir su damlasında da aynı sonsuzluğu görebildiğinizde, tüm evren sizin için okunmayı bekleyen canlı bir sayfaya dönüşür. Bu bakış açısı, zihni her türlü dış gürültüden, yapaylıktan koruyan en güçlü zırhtır.
Bu derin farkındalıkla yoğrulmuş içsel yolculuğunuzda Doğa ile bu denli bütünleşmiş bir zihin için her soluk, o büyük doğa kitabının yeni bir cümlesidir.
Doğayı okuyan bir zihnin, arkasında bırakacağı en somut ve kalıcı iz de şüphesiz bu dinginlikle yoğrularak huzura kavuşan bir ruh haleti olacaktır.
Günü geldiğinde, tıpkı toprağa düşen ve yeni hayatlara can veren o nazlı yaprak gibi, kendi vaktinde ve kendi rüzgarıyla yerli yerine ulaşıp kalıcı bir miras olarak ebediyete dek yenilenerek yeşerecektir.
Tümünden kaçmadan her anı kucaklamak, hayatı parçalara bölmeden, her anın getirdiği benzersiz ritmi olduğu gibi kabul etmek, şafağın sessizliğini gecenin dinginliğinden, yağmurun sesini rüzgarın fısıltısından ayırmadan; her birini aynı bütünün, o sürekli devinimin birer parçası olarak görebilmek muhteşem olmaz mı?
İnsan hayattan ve onun getirdiklerinden kaçmak yerine, her anı o anın kendi doğasıyla yaşamalı.
Hayatı ve düşünceleri belirli bir an'a veya koşula hapsetmeden, Hayatı ve düşüncelerinin de tıpkı doğa gibi özgür, zamansız ve yapay sınırların ötesine özgürce akmasına; "zihnine ve gönlüne" yol vermeli insan..
Bu sayede, bir gün ayrıldığı hayatı, sadece bir zaman dilimine değil, yaşamın tüm renklerine ve mevsimleri içinde barındıran eksiksiz bir evrenin sonsuzluk mirasına dönüştürmüş olur insan.
Bugünün tüketen ve hızla unutan, ufalayan dünyasından kendinizi korumuş, doğayı geleceğe bırakılmış asil bir vasiyet, zamana meydan okuyan birer kayıt ve kendi adınıza sonsuz şahit tutmuş olursunuz.
Bu derin bakış açısı Zaman ve mekanın ötesine geçen , geleceğe bırakılacak o sonsuzluğa dair küçük bir felsefi ipucu, aynı zamanda sonsuz bir mirastır.
Kendimde kayboluşumda bulduğum kendim" diyebilenler, insanın içsel yolculuğunun en derin paradoksunu ve en büyük hakikatini özetlerler.
Gerçek keşifler, haritası çizilmiş yollarda değil; insanın kendi labirentlerinde yolunu kaybetmeyi göze aldığı anlarda başlar.
Dünyanın, yapay kimliklerinin insana dayattığı " ben" den tamamen sıyrılıp kendi sessizliğinde kaybolduğunda! geriye kalan o en saf, en çıplak ve en gerçek hal "Tıpkı bir tohumun toprağın karanlığında kendini kaybederek filizlenmesi ve asıl kimliğini bulması gibidir.
İnsan içsel kayboluşlarında her seferinde daha köklü, daha bütünleşmiş bir kendilikle doğar.
Kendi içinizde kaybolup o gerçek öze ulaştığınız anlardan geri döndüğünüzde dünyaya ve insanlara bakışınızda bir değişim hissedersiniz.
"Son nefesle sonsuzluğa ilk adım ve sonrasında sonsuza dek..." Kendi içinde suskunluk ile gerçek coşkuyu yaşamalı insan.
İnsan, daldan ayrılan o nazlı yaprağın rüzgardaki son salınımı gibi, bu dünyadaki geçici varoluşun bitişini ve o özlemle beklenen kesintisiz, zamansız devinime geçişi "yaşarken ilan etmeli kendi kendine!."
Kuru yaprakların ve sönmüş yıldızların ötesinde, kendi içinde bulduğu o gerçek kendini, evrenin asıl kaynağına kalıcı olarak karışma arzusunu da yakalamalı.
Zamanın ve mekanın sınırlarını kaldıran, son nefesi bir son değil, sonsuzluğun kapısını açan bir eşik olarak gören bu muazzam ufuk, arkada bırakacağınız en asil miras ve hazinedir ki ; sonsuz huzurun da ta kendisidir.
İNSAN Ruhundaki o derin suskunluktaki gerçek coşku, iç huzur, yaprak döngüsü misali sonsuza dek yankılanmaya devam eder.
Bu dünyadaki her anı tümünden kaçmadan kucaklayan bir doğa okuru olabilen insan, bu sonsuz yolculuğun bilinciyle aldığı her nefesin tadını her lahza kana kana yaşar.
Alem değişince doğayı zamana meydan okuyan birer kayıt ve kendi adınıza sonsuz şahit tutmuş olursunuz
"Yaşayanlardan olmak-olabilmek dileğiyle"
