Yere düşen ekmeği üç öpüp alnımıza getirerek kaldırırdık. Düşene vurmak yoktu. Gizli tanık hızlı tanık nedir bilmezdik.
“Üçe kadar sayıyorum” diye tehdit ederken bile, araya “iki buçuğu” sığdıran vicdanlı çocuklardık biz.
Biz çocukken birileri başkasıyla yol alırken “beka meselesi var” deyip, kendisiyle yol alırken beka meselesi ortadan kalkmazdı. Seka da, Beka da kutsaldı bizde.
Sularımız soğuktu ve sertti, Âmâ kavgamız mertti.
“Bizim gibi düşünmeyen yaşamasın” söz hâkim değildi bu topraklara,
“Benim gibi düşünmeyende bin yaşasın iyi yaşasın” denirdi. Süleyman Sevimli, Yılmaz Katırcı, Enver Aslan, Yılmaz Arayıcı, Recep ve Muharrem Kürkçü kardeşler, Musa Dal ve daha nicelerini dinlemeye doyamazdık.
Herkese yeşil ışık yakan sözde ağabeyler değil
Bülent Koç, Turgut Karafazlı, Lokman Koçan, Tuncay Mataracı, Nihat Mete’ler vardı..
“Yanlış adamla doğru yolda bile yürünmez” derlerdi.
Sonra çakal indi çarşıya kaldık karşı karşıya…
Eskiden imkânlar kısıtlıydı dardı ama mutluluk vardı,
Eskiden babanın ağabeyin yanında sigara içilmez, üst baş düzeltilmeden yanından geçilmezdi.
Evler büyüdü ama aileler küçüldü. Zekâ arttı ama vicdan azaldı. Uzaya yaklaştık ama komşudan uzaklaştık. İletişim araçları çoğaldı ama muhabbet azaldı. İlaçlar kolaylaştı hastalıklar arttı.
Bilgi çoğaldı ama güven azaldı. Müteahhitler çoğaldı mücahitler azaldı. Benler büyüdü bizler azaldı.
İban değil iman kuvvetiyle yol alırdık. Sen yaparsan suç ben yaparsam güç diyenler yoktu.
Adalet herkese eşitti. Sevgimiz hep özgürdü kayyum atanamazdı sevgimize
Hamsi kavağa da aya da çıkardı.
Muhittin Türüt’ün dediği gibi “ MUTLU İDİK” aadun mı sen.
Fatih Sultan KAR / İST.
