SON DAKİKA

Kış Akşamları

Özlem ÇETİN
Özlem ÇETİNcetin.ozlem@hotmail.com
Tek Bayrak Gazetesi Yazar
Bu makale 12 Eylül 2018 Çarşamba 05:30 'de eklendi ve 64 kez görüntülendi.

Yaz bitti…

Artık güz kendini yağışlarla birlikte hissettirmeye başladı.

Havalar kendini soğumaya endeksledi bile. Haliyle kış kendini hafiften hissettirmeye başladı. Hatta yılın ilk karı Kaçkarlarda kendini gösterdi…

Kış denildi mi aklıma hep; sobalı bir ev, buharlanmış camlar, demlikte kaynayan ıhlamur, elektrik kesintileri ve gaz lambaları, meyve sepetinin yanına iliştirilmiş bir meyve bıçağıyla uzun kış geceleri gelir.

O zamanlar; yani benim çocukluğumda, ailemle birlikte köyde kalırdık. Sayısı az da olsa hâlâ köyde kalanlar var; kışı köyde geçirenler inanın ki çok şanslılar.

Zor yanı yok desem, kendimin bizzat yaşadıklarına haksızlık etmiş olurum. Ama zorluklar ve o zorluklara getirilmeye çalışılan çözümlerle köyde kış, bambaşkaydı.

Bir kere sabah uyanırdık, belde kar ve okul tatil. Öyle karlar yağardı ki eskiden, bir hafta okula gitmediğimizi hatırlarım.

Bu bizim için yaz tatillerinden de daha güzeldi.

Çünkü kış tatili demek; babayla gözleri soba artığından kalan kömürden yapılan kardan adam, gaz lambalarıyla geçen akşamlar ve bu akşamlara keşke turist Kemal Amca gelse de anılarını anlatsa diye beklenen günler (Allah rahmet etsin), radyoda çalan şarkılar, portakal kabuklarının sobanın üstüne iliştirilmesiyle oluşan mistik koku ve dahasıydı.

Hatırlıyorum mesela öyle soğuk olurdu ki musluktaki sular donardı. Su hattı boyunca kaynar su dökülürdü ki sular çözülsün.

Metreyi bulurdu kar; evin çatıları aman çöker diye saatlerce kar kürerdi, tüm mahalleli.

Sabahın ilk ışığıyla uyanırdık, sobanın yanıp evi ısıtmasını yatağımızda beklerken kardeşlerimle, kendimizce inandığımız korkulu koca ayaklı kış canavarının yapabileceklerini tartışırdık. Yetmezdi bir de evdekilere danışırdık…

Sobanın üstündeki demir tellerde çamaşırlarımız kurutulurdu. Altta sırtına çizik atılmış kestaneler iştah kabartırdı.

Kış geceleri hikâyeleri sırf yaramazlık yapmayalım diye uzun uzun, ballandıra ballandıra anlatılırdı. Nedense bilmezdik hep anlatılanların gerçek olmasını isterdik. Ve buna kendimizi inandırmak için ispatlar bulmaya çalışırdık.

Bazen çok üşürüz diye evin salonunda uyutulurduk, bir de kalınca bir odun iliştirilirdi ki sabaha yansın üşütmeyelim diye. Belki de hayatta duyup duyabileceğimiz en huzurlu ninni sobadan gelirdi çıt çıt sesi ve o sesle duvara yansıyan kızıl ateşin dans figürleri..

Ne zaman olduğunu bilmediğimiz kol ve bacaklarımızda olan kış hatırası olan kahverengi yanık çizgileri,

Sobanın fırınından çıkan papatya şekilli ev ekmeği,

Ev haklının en görünmez köşesinde sobada eritilen pastel boya kalemleri,

Rüzgârın bacadaki dumanı eve sarmasıyla is içinde kanlı, yaşlı gözler ve uzayıp giden anılar silsilesi hiç unutamam.

Turgut Uyar’ın dizesindeki gibi :

hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmam’ 
diyor birisi, yineliyorum 
hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmam 
çünkü hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmayın
insan nasıl direnir ki başka
'hiç unutma”

 

 

 

 

POPÜLER FOTO GALERİLER

POPÜLER VIDEO GALERİLER