SON DAKİKA

KENDİNDE ARA

Bircan Şakir ÇELİK
Bircan Şakir ÇELİKbircansakir53@gmail.com
Bu makale 22 Mayıs 2019 Çarşamba 16:45 'de eklendi ve 396 kez görüntülendi.

Harâret nardadır,sacda değil

Keramet sendedir,tacda değil

Her ne arar isen kendinde ara

Kudüs'te,Mekke'de,Hac'da değil.

 

 İnsan, fıtratı gereği bünyesinde Hakk ile Batıl’ın savaşının hiç bitmediği bir yaratık. Bu savaştan Hakk’ın galip çıkması için birçok yol göstericimiz var aslında. Kültürünün kılcal damarlarına kadar işlemiş mütefekkirlerini anlamadan yoluna taş döşemeye çalışan bir aydınımız var. Sözde değil özde bir ruha dönüş yaşanmadan bu toplumdan huzur meyveleri devşirmemiz çok zor.

 

Şehidin Var Türk!

 

40 yılı aşkın süredir ülkemiz terör belasıyla boğuşuyor. Hükümetler değişti, yöneticiler değişti hatta toplum değişti ama Türk milletinin başına bela edilen bu illet silinemedi.

Öyle bir noktaya geldik ki haber ajanslarından geçen iki dakikalık şehit haberleri, sosyal medyada yayınlanan kes-yapıştır fotoğrafların haricinde belleğimizde adı bile kalmayan binlerce yaşanmamış hayatın günlük rutinimizde hiçbir etkisi olmuyor.

Elbette birey olarak doğrudan bir etkisi olmayacaktır ama buradan yalvarıyorum (!) eğer bir etki yaratmayacaksa artık kimse sosyal medya hesaplarından kınama falan yayınlamasın. Eğer yemeden içmeden kesilmiyorsa birileri, eğer oturduğu koltuktan bir Türk erinin bile canını hesap etmiyorsa yerle bir olsun bu kara düzen. Alparslan Türkeş'in de dediği gibi “Mevzu vatansa hepimiz ölelim,yok mevzu makamsa hepiniz ölün!”

Şehidin var Türk! Şehidin var! Sen bu kadar rahat uyuyamazsın, su içemezsin, sokakta gördüğün ahbabına hâl hatır soramazsın, akşam çayında akıllı telefonunu eline alıp sosyal medyadan nârâ atamazsın.  Türk gibi yaşayamazsın!

 

Kendine Dön!

 

Bugünlerde hiç olmadığımız kadar sevgi diline muhtaç olduğumuzu hissediyorum. Toplumun her kesimi, maruz bırakıldığı uyarıcılar nedeniyle nefret ve şiddet dilini kendilerine şiar edinmiş vaziyette. Şahsen herhangi bir haber veya TV programı izlemeyen biri olarak bu mecraların toplumu bu noktaya getirmekte yadsınamaz bir payı olduğunu düşünüyorum.

Oysaki Anadolu'da sevgi dili hâkim olmalı. Çünkü biz topraklara sevgi dilini kullanarak yerleşebildik. Hitit Medeniyeti'nden bu yana, Anadolu gibi bereketli topraklarda görülmemiş bir muhabbet geliştirerek buralarda yurt edinebildik. Ne oldu da bizden önceki tüm uygarlıklara mezar olan Anadolu, bizi koruyup bağrına bastı? Ve ne oldu da biz bu dili unuttuk?

Türkistan'dan batıya göç eden Türkler, beraberinde kadim uygarlıklarının nüvelerini de getirdiler. Ama beraberinde getirdikleri öyle bir tefekkür vardı ki işte o, bu topraklara kök salabilmemize vesile oldu. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!”

Şeyh Edebâlı'nın bu müthiş öğüdü, Anadolu'da yurt tutmaya çalışan atalarımıza şiar oldu.Onun öğretisi, damadı Osman Bey’e idi. Bizler de elbet bundan pay alabiliriz lakin bizim için aynı öğreti Yunus’ta, Hacı Bektaş’ta karşılık bulur. Edebâlı'nın öğretisinin kaynağı ile Yûnus Emre'nin, Hacı Bektaş'ın beslendiği kaynak aynı yol üzeredir.

Köyünde kıtlıkla boğuşan Yûnus, Hacı Bektaş’a danışmak için yola düşer. Dağlardan alıç toplar ki Hacı Bektaş’taki buğdayla takas etmek niyetindedir. Hacı Bektaş’ın huzuruna vardığında Pir kendisine “Buğday mı istersin, himmet mi?” diye sorar. Yûnus ise “Ben himmeti ne yapayım buğday isterim.” der. Bunun üzerine heybesi dolanca buğdayı Yûnus’a verirler. Ancak Yûnus bundan rahatsızdır. Himmete talip olmadığına üzülür ve geri döner. Lakin Hacı Bektaş “Biz o himmeti Tapduk Emre’ye verdik. Git ve ondan al.” der. İşte Yûnus’un yolculuğu bu şekilde başlar.

Bu yolculukta yıllarca Tapduk Emre’ye hizmet eden Yûnus, Mevlana’da da karşılığını bulan “Hamdım,piştim,yandım.” lafzına erebilmek için dağ bayır gezip kendini arar. Özünü bulmaya hevesindendir bu seyyah hâli. Bu arayış Yûnus kadar Anadolu’nun Türkleşmesine ve İslamlaşmasına da katkı sağlamıştır.

Yunus’un Hacı Bektaş’ın öğretilerini bir kenara bıraktık. Modern dünya bizi pozitivizme mahkum ettikçe birbirimizden uzaklaştık. Artık hiçbirimizin diğerine en ufak bir tahammülü kalmadı. Gönül kırarken hiç tereddüt etmiyoruz. Oysaki bu topraklarda Yesevi'nin hamuruna maya olan Yûnus yıllar önce bizi ne güzel uyarmıştı: “Bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil. Yetmiş iki millet dahi elin yüzün yumaz değil.” Gönül kıranlardan değil, gönle girenlerden olabilenlere selam olsun!

POPÜLER FOTO GALERİLER

POPÜLER VIDEO GALERİLER