SON DAKİKA

İyi niyet!

Özlem ÇETİN
Özlem ÇETİNcetin.ozlem@hotmail.com
Tek Bayrak Gazetesi Yazar
Bu makale 26 Ocak 2019 Cumartesi 06:21 'de eklendi ve 176 kez görüntülendi.

Asafın mikdârını bilmez Süleyman olmayan.

Ziya Paşa

İyi niyet sömürülmeye mahkûmdur.

Maalesef ki!

Bugünün beşerisinde; iyi niyet kavramı, kelime karşılığından sıyrılıp anlam kaybına uğradığı aşikâr. Şöyle ki iyi niyetli birine iki kişiden biri; ya enayisin der ya da aciz…

İnsan, kendisine karşı gösterilen hoşgörüyü ya kendisinden korkulduğunu zanneder ya da kendisinin vazgeçilmez olduğunu.

Ruh; kibirlenmeye, üstünlük taslamaya, (Freud’un kulakları çınlasın) egoya yatkınlığıyla bilinen bir varlık olduğundandır ki, iyi niyet karşısında ilk başvuracağı yukarda sayılan iki maddeden geçirir.

Bu şudur aslında fedakârlık karşılıklı gelişen bir kavramdır. Fedakârlığın karşılığı fedakârlıktır! Birinin fedakârlık ettiği yerde öteki kendi menfaatine koşarsa bunun adı fedakârlık değil, ticaret olur.

İdealist olmak ve bunun için yaşamak ve de bu değerler üzerinden hayatını sürdürmek idealist olmayan bir toplumda kendine ve çevrene adeta savaş açmak gibidir. Kimse sizin düşüncelerinizi özümsemez değer vermez ve de kimse sınırlarınızı görmek dahi istemez; bilakis dalgaya vurmaktan da büyük bir haz duyar.

Siyaset felsefesinin bana göre ve gerçek anlamda demokrasiyi yaşan ülkelerdeki vazgeçilmezi olan John Locke üniversitede 200 sayfadan sorumlu olduğum sınavda özet olarak bana şunu öğretti; insan zihni dünyaya boş bir levha olarak gelir. İnsan doğuştan dünyaya gelen bu levhada ne kadar kendine tahtasına doğru bir şeyler karalarsa o derece özgürdür, düşüncelidir, bilgedir; fakat bu levha ne kadar yanlış karalanır ve de boş kalırsa zihin körelir, cehalete sürüklenir. Dunning- Kruger yıllar sonra tabula rasa’ olarak bilinen bu kuramı yorumlayarak şu atıfta bulunur. Doğuştan boş bir levha olarak gelinen temiz zihinde levhamız ne kadar doğru bilgiyle yüklenmişsek o kadar yükümüzü alırız lakin tabula rasa ne kadar boş ise kişi kendini o denli âlim zanneder; buna da Kruger ‘cahil cesareti’ der.

Cahil cesareti öyle bir şeydir ki sahiden bilgisizliğin ve cehaletten baştanbaşa kuşanmış kişi er meydanında o bu demeden önüne bir şey katmadan savrulur durur. Yanlış anlaşılmasın ve kesinlikle de öyle olduğunu da düşünmüyorum ki burada bahsettiğim kesinlikle zihinsel açlıktır. Okumuş kişi aydın okumamış kişi cahildir gibi basit ve safsata bir motto ile bahsetmiyorum.

Misal en basitinden; dünyanın hiçbir bilgesi, filozofunun ortaya atılıp boş ağız dalaşı yaptığını göremezsiniz. Yine basit bir örnek Tv’lerde izlenilen yaşlı uzun sakallı dedelerin üç dört cümleden sonra ortadan kaybolduğuna şahit olursunuz. Bilgelerin asla dünyevi işlerle meşgul olmadığını iç dünyalarına kapandığını bilirsiniz. İslam dünyasındaki âlimlerde de bu durum çok rahat gözlemlenebilir. İnsan ruhu, kişiliği, hakları daima yüceltilir. Nitekim Rabbimiz’de bir tek affedemeyecek günahın kul hakkı olduğunu söylemez mi yüce kitabımızda..

Peygamberler, ermiş kişi diye anılan âlimler en ince ayrıntıyı düşünür. Bugün Hz. Muhammed(sav) bir çocuğun kuşu öldüğü için baş sağlığına giden bir peygamber değil miydi? Ya da kedi hırkasının kolu üzerinde uyuyor diye sırf onu uyandırmaya kıyamayıp hırkasının kolunu kesip caminin yolunu tutmamış mıydı? Şunu da hatırlatalım savaş meydanında onca sahabenin yoluna yavrularını besleyen köpek için ashabından nöbetçi tutmamış mıydı? Evet, hepsine evet

Tamam, evet de öyle bir peygamberden böyle bir topluma…

Ne diyelim bu dünyada kime güvenip kime sırtımızı yaslayabiliriz ki. Kime bir derdimizi anlatabiliriz.

Sadece beş dakika veriyorum size; sizi kesmeden derdinizi dinleyebilecek.

O bile fazla…

Beş dakikadan sonra ya konuyu değiştirecek ya da sıkıldığını belli edip sağa sola bakıp gözlerini devirecek.

Sadece beş dakikanız var kolay gelsin…

 

POPÜLER FOTO GALERİLER

POPÜLER VIDEO GALERİLER